Sanat pratiğim, insanların duyguları, yaşanmışlıkları ve hafızaları etrafında şekilleniyor. Yalnızlık, yabancılaşma, aidiyet ve zaman gibi kavramları ele alarak bireysel deneyimlerden yola çıkarken toplumsal bir sorgulama alanı açmayı hedefliyorum. Kolaj, enstalasyon, videoart ve resim gibi farklı medyumları bir araya getirerek, izleyiciyi kendi hikayeleriyle yüzleşmeye ve bu diyalog alanına katılmaya davet etmek istiyorum.
My artistic practice revolves around human emotions, personal experiences, and memory. By addressing concepts such as loneliness, alienation, belonging, and time, I aim to open a space for social inquiry rooted in individual experiences. By combining various mediums such as collage, installation, video art, and painting, I invite the viewer to confront their own stories and take part in this space of dialogue.
2019 yılından beri üzerinde çalıştığım Ephemera serisi; unutulmuş anonim fotoğraflar ile unutulmasından korktuğum aile fotoğraflarını bir araya getirerek oluşturduğum bir görsel hafıza çalışmasıdır. Bu eserler, hayat akışı içinde çoğumuzun zorunlu olarak karşılaştığı ama çoğu zaman önemsemeyip geçip gittiği durumlar ve duygular üzerine düşünmeye davet eder. İzleyiciyle, yaşamın küçük ama anlamlı detaylarında ortak bir yüzleşme alanı yaratmayı amaçlar.
The Ephemera series, which I have been developing since 2019, is a visual memory project composed of forgotten anonymous photographs and family photos I fear may one day be forgotten. These works focus on the situations and emotions we are all inevitably confronted with in the flow of life—often overlooked or passed by without notice. The series invites viewers to reflect and connect through these subtle yet meaningful details of everyday existence.
Bu seri, bir varoluş sorgulamasıyla başladı ve insanın benliğinin ve ruhunun beden içinde hapsolmasının doğurduğu acı üzerine düşüncelerimle şekillendi. Ancak zamanla, eserler kendi seslerini buldu ve yalnızca bireysel acıyı değil; etnik kimlik, cinsiyet ve toplumsal baskı gibi daha derin sorgulamaları da içermeye başladı.
This series began as an existential inquiry, shaped by my reflections on the pain caused by the soul and identity being trapped within the body. Over time, however, the works found their own voice—expanding beyond individual suffering to include deeper questions around ethnicity, gender, and social pressure.
Aidiyet, bağ ve tutulan bir yas üzerine.
Sahip olduğumuz zaman kavramı “kaybettiklerimizi” de içinde barındırıyor. Olaylar oluyor, insanlar gidiyor, zaman geçiyor ve bizler; spesifik bir zamanda, bir kareye hapsettiğimiz olaylar, ‘anı’ haline geldikten sonra da, o anın içinde kurduğumuz bağları taşımaya devam ediyoruz.
Bu çalışmalarda; kullandığım fotoğrafın önce yapısını sonra da iki boyutluluğunu bozarak iki farklı an ve iki farklı duygu kurguluyorum. O anın içinde ‘biriyle’ veya ‘yaşanan olayla’ bütünleşmeyi ve o an geçtikten sonra kurulan duygusal bağı taşımayı anlatıyorum.
İzleyenler için: Bağ kurduğumuz ve hayatımızdan giden herkese, izleyenlerin kime ait olduğunu bilmediği bir fotoğraf üzerinden ‘anma’ eylemi gerçekleştiriyorum.
On Belonging, Connection, and Mourning
The concept of time we hold also encompasses what we've lost. Events happen, people leave, time passes, and even after moments become memories, we continue to carry the connections we formed within those specific moments, trapped in a frame.
In this work, by first disrupting the structure and then the two-dimensionality of the photograph I use, I construct two different moments and two different emotions. I depict the act of becoming one with "someone" or "an event" in that moment, and the emotional bond that endures after the moment has passed.
For the viewers: I perform an act of remembrance for everyone we've connected with and lost from our lives, through a photograph whose ownership remains unknown to the audience.
An’ı serisinin temel ürünü olarak eski fotoğrafları kullanıyorum. Bu fotoğraflardaki öğeleri farklı materyallerle resmediyor, bazen de çalışma üzerinde fotoğrafın kendisinden kesitler bırakıp bir kolaja dönüştürerek görsel ve duygusal olarak parçalanmalarını sağlıyorum.
Amacım; unutulmuş fotoğrafların an’ı hapsetme özelliğini yıkarak görselleri zamansızlaştırmak. Şimdi ve geçmiş arasındaki bağı zedeleyerek izleyiciyi zaman algımızı yeniden düşünmeye teşvik etmek istiyorum.
In the Moment to Memory series, I use old photographs as the primary material of the work. I recreate the elements within these photographs using different mediums, and at times transform the image into a collage by leaving fragments of the original photograph visible on the surface, allowing it to become visually and emotionally fragmented.
My aim is to break the photograph’s ability to imprison a moment and render these images timeless. By destabilizing the connection between past and present, I hope to encourage the viewer to reconsider our perception of time.
Anı Mezarlığı, kapalı bir oda içinde kurulan, izleyiciyle etkileşime açık bir enstalasyondur.
Üç duvardan oluşan mekânda, ışığın doğrudan yansıdığı ana duvarda “unutmak” üzerine bir diyalog yer alır. Karanlıkta kalan iki duvarda ise maket evler ve fotoğraflardan oluşan kolajlar bulunur; bu yüzeylere, geçmişten taşınan ve iz bırakan cümleler post-it’lerle eklenir.
Enstalasyon, izleyiciyi unutmak istediklerini yazmaya davet ederek unutulanlar, unutulamayanlar ve unutulmak istenenler için ortak bir alan kurar.
Memory Cemetery is an interactive installation set within an enclosed room.
Within the three-walled space, the main wall (directly illuminated by light) features a dialogue centered on the act of “forgetting.” The two remaining walls, left in darkness, contain collages composed of miniature houses and photographs; on these surfaces, sentences carrying traces of the past are added through post-it notes.
By inviting viewers to write down what they wish to forget, the installation creates a shared space for what has been forgotten, what cannot be forgotten, and what is desired to be forgotten.
Güliz Kayahan, 2001 yılında Yalova’da doğdu. Yeditepe Üniversitesi’nde Plastik Sanatlar ve Resim ile Felsefe anadal programından mezun oldu; Sanat ve Kültür Yönetimi alanında yandalını tamamladı. Çeşitli grup sergilerinde yer aldı ve 2026 yılında ilk kişisel sergisini gerçekleştirdi. Şu anda çalışmalarını İstanbul’da sürdürmektedir.
Güliz Kayahan was born in Yalova in 2001. She graduated from Yeditepe University with double majors in Plastic Arts & Painting and Philosophy, and completed a minor in Arts and Cultural Management. She has participated in various group exhibitions and held her first solo exhibition in 2026. She currently lives and works in Istanbul.