Atları hep severdim aslında, onlar insanlığın çilesini çektiği halde, ihtişamlarından hiç ödün vermeden koşan, mitolojik, masalsı canlılardı gözümde hep. Ne kadar da az şey düşünmüşüm onlar hakkında oysa… Resimdeki atlar Yılkı. Kısaca yılkılar; Anadolu’nun doğasında ki ‘’ Vahşi ‘’ (!) atlardır. Bazı bölgedeki yılkı sürüleri Osmanlı Döneminden beri, doğaya terk edilen atların, özgürleşen bireyleridir.
Bir süre önce resimdeki sürüyle saatlerce zaman geçirdim, ne kadarda şanslıydım. Sürü ile ilk karşılaştığımda; yavrularını benden, yabancı ve tehlikeli olması muhtemel bir insandan kaçırdılar, aygırlar bana gözdağı verip, beni sürülerinden uzak tutmayı delikanlı gibi yapıyorlardı. Sadece sabırla onların beni kabul etmesini bekledim, ettiler de… Bana, ilk olarak genç bir aygır yaklaştı, sonra diğerleri naifçe beni kabul edip, bana medenice güvenmeyi seçtiler.
Doğada özgür bir varlıkla yakın olmak, göz göze gelmek tarif edilemez de bizim onlara bile ‘’ Vahşi ‘’ (!) diyerek kabullenemediğimiz kendi hapis olmuşluğumuz sonrası yılkıları, artık salt bir hayranlıkla kıskanıyorum.
İnsanlığın Kibiri; kendisine mecbur olmayana ‘’Vahşi’’, kendisi gibi olmayana da ‘’ Deli ‘’ deyip geçerken, resimdeki “vahşi” yılkı atı insanlığın muhteşem medeniyetine (!), işte böyle asilce bakıyor, duyamadığımız çok şey söyleyerek...